Türk Tarihi

Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder

2 sayfadaki 5 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Geri: Türk Tarihi

Mesaj tarafından Genç Osman Bir 01.06.08 18:30

SABARLAR

Büyük Hun Devleti'nin dağılmasından sonra, doğu Avrupa'da görülen
kalabalık Türk kavimleri arasında Sabarlar da bulunur. Kaynaklarda
Sabir, Sibir biçimlerinde de gördüğümüz Sabar adı, Türkçe sapan, yol
değiştiren, serbest manasındadır. V. yüzyılın ikinci yarısında doğudan
Juan Juan baskısı karşısında, Batı Sibirya civarındaki yurtlarını terk
ederek batıya doğru göç etmişlerdir. Ural ve Altay dağları arasındaki
geniş bozkırlarda yaşayan Onogurlar'ı da önlerine katarak, İtil-Don
ırmakları arasında ve Kafkasya'nın kuzeyinde Kuban ırmağı boyunda
yerleşirler (515). Sabarlar, bu bölgede Bizans ve Sasaniler ile temas
kurmuşlardır.Bir defasında Sasaniler ile anlaşarak Bizans'a, doğu
Anadolu eyaletleri üzerine büyük bir akın yapmışlardır (516). Bu
devirde başlarında Balak isimli hükümdarları vardı. Sabarlar, üstün
savaş teknikleri ile Bizans-Sasani mücadelesinde bazen Sasaniler'i,
bazen de Bizans'ı desteklemişlerdir.

558 yılına gelindiğinde, Göktürklerin önünden kaçan Avarlar, Bizans ile
anlaşarak Sabar devletine son vermişlerdir. V. ve VI. yüzyıllarda Batı
Sibirya ve Kafkasya'nın kuzeyinde önemli roller oynayan bu Türk
kavminin hatırasına, Sibirya adı zamanla bütün Kuzey Asya'yı ifade eder
olmuştur.

TÜRGEŞLER

Türgeşler, Batı Göktürklerinin bir koludur. İlk oturdukları bölge Altay
dağlarının güney batı etekleri idi. M.Ö-M.S. 30'da Göktürk devletinin
yıkılmasıyla güçlerini artırdılar. On boy hâlinde yaşayan Türgeşler,
657 yılından sonra Çin'in baskısı ile batıya göçüp etrafa
yayılmışlardır. Bunlardan daha kalabalık olan beş boy İli ırmağı
boylarına gelip yerleşmişlerdir . Sarı Türgeşler diye adlandırılan bu
kısmın başında Baga Tarkan bulunuyordu. Daha batıda Talas bölgesine
gelmiş olan diğer beş boy ise Kara Türgeşler adıyla bilinmektedirler.
Baga Tarkan, batıdakilerin de katılmasıyla siyasî bir birlik
oluşturmuş, güneyde ünlü bir ticaret merkezî olan Tokmak şehrini ele
geçirerek burayı da başkent yapmıştır. Şehirleşmeye büyük önem veren
Türgeşler, Türkistan'ın önemli şehirlerini ele geçirmişlerdi. Baga
Tarkan'ın kendi adına para da bastırdığını biliyoruz.

Batı sınırlarını Sir-Derya'ya kadar uzatan Türgeşler, Batı Türkistan' a
hâkim olan Müslüman Araplarla da temasa geçmişlerdir. 681 yılında
Göktürk Devletinin yeniden kurulmasıyla Türgeşler, Göktürkler'in
hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmışlardır. 712 yılında ise Göktürk
Kağan'ı Kapagan, Türgeş Kağan'ını öldürerek onun hanedanına son
vermiştir. Ancak 717 yılında Türgeşlerin batı kesimlerinin yeniden bir
birlik oluşturduklarını görüyoruz. Artık bu dönemde daha da batıya
kaymış olan Türgeşler, önceleri Müslüman Arap ilerleyişinin önünde en
büyük engel olmuştur. Zamanla boylar arasında rekabetin artması ve iç
çekişmeler, Türgeşlerin zayıflamasına sebep olmuştur. 766 yılına
gelindiğinde Batı Göktürk sahasında hâkim olmaya başlayan Karluklar,
Türgeşlerin siyasî varlıklarına son verirler. Türgeşler, Türklerin
şehir ve kültür hayatını benimsemesinde ve batıdaki Türk nüfusunun
artmasında büyük rol oynamışlardır. Böylece sonradan Selçuklular gibi
büyük devletler kuracak olan Türk topluluklarının bilgi ve
becerilerinin artmasını sağlamışlardır. Ayrıca doğu Avrupa'da
gördüğümüz Uz, Peçenek gibi Türk kütlelerinin de temelini
oluşturmuşlardır.

KIRGIZLAR

Asya Hunları çağından beri varlıklarını bildiğimiz Kırgızlar, o dönemde
Hunlara bağlı Ting-linglerle karışık olarak yaşıyorlardı. Yenisey
ırmağı boylarında oturan Kırgızlar , 560'da Mukan Kağan zamanında
Göktürklere bağlanmışlar, Göktürk Devleti'nin 630'da yıkılmasıyla
bağımsız olmuşlardır.

Ancak 681 yılında II. Göktürk Devleti'nin kurulmasıyla, tekrar Göktürk
yönetimine girmişlerdir. Uygur Devleti'nin kurulmasından sonra, 758'de
Mayan-Çur Kağan tarafından Uygurlara bağlanan Kırgızlar, 840 yılında
şiddetli bir hücumla Uygur Devleti'ni yıkarak Orhun bölgesinde kendi
devletlerini kurmuşlardır. Ancak bir müddet sonra Kitanlar tarafından
buradan çıkarılan Kırgızlar, eski yurtlarına çekilmek zorunda
kalmışlardır. Böylece Orhun bölgesi Türk yurdu olmaktan çıkıp,
Moğolistan'ın bir parçası haline gelmiştir. Cengiz Han zamanında
Moğollar'a boyun eğen ilk Türk kavmi olan Kırgızlar, bu tarihten sonra
siyasî bir varlık gösterememişlerdir. Uzun yıllar dağınık ve göçebe
olarak yaşayan Kırgızlar, Rus ve Sovyet hâkimiyetinden sonra bugün
Kırgızistan adıyla bağımsız bir devlet hâlinde yaşamaktadırlar.
Dünyanın en uzun destanı olan Manas destanı Kırgız Türkleri' ne aittir.

Genç Osman
Kurultay
Kurultay

Mesaj Sayısı: 399
Yaş: 18
Kayıt tarihi: 30/04/08

Kişi sayfası
Emsal Bar:
100/100  (100/100)

Kullanıcı profilini gör http://www12.forum9.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Türk Tarihi

Mesaj tarafından Genç Osman Bir 01.06.08 18:31

KARLUKLAR

Adları kar yığını manasına gelen Karluklar, Göktürklerin bir koludur.
ilk yurtları Altayların batı bölgeleri idi. Göktürk çağında Göktürklere
bağlı olarak yaşayan Karluklar, I. Göktürk Devleti'nin yıkılmasıyla
güçlerini artırmışlardır. Kapagan Kağan zamanında tekrar II. Göktürk
Devleti'ne bağlanmakla beraber Uygurlar ve Basmıllar ile birleşerek
Göktürkler'in yıkılmasında büyük rol oynamışlardır. Uygurlar ve
Karluklar'ın katılmasıyla oluşan Basmıl Kağanlığı'nın Uygurlar
tarafından yıkılması üzerine Orhun bölgesinde Uygurlar hâkimiyet
kurdular. Uygur Devleti'nin hâkimiyetini tanımak istemeyen Karluklar,
Uygur Kağan'ı Bayan-Çur karşısında tutunamayarak (747) batıya
kaymışlardır. Burada meşhur Talas Savaşı'nda (751) Türkistan üzerindeki
emellerini iyice ortaya koyan Çinliler'e karşı Müslüman Arapların
yanında yer alarak, tarihî bir rol oynamışlardır. Böylece Türkistan'da
Çin hâkimiyetinin genişlemesi durdurulduğu gibi, Türk hâkimiyeti de
güçlenmiştir. Ayrıca Türklerin İslâmiyet'le olan ilişkileri olumlu
yönde gelişmiştir. 766 yılına doğru, Batı Göktürk sahasında Türgeş
hâkimiyetine son vererek, bu sahada hâkimiyet kurmuşlardır. 840 yılında
Uygurların yıkılması üzerine Karahanlı Devleti'nin temelini
oluşturdular. Uygurlarla başlayıp, Türgeşlerle gelişen şehirleşme
faaliyetleri Karluklar tarafından devam ettirilmiştir.

KİMEKLER

Kimek adının manası kesin olarak bilinmemekle birlikte gemi sözcüğünün
ilk şeklinden geldiğine dair görüşler bulunmaktadır. Batı Göktürk
topluluklarından biri olan Kimekler, İrtiş ırmağı boylarında yurt
tutmuşlardı. Aralarında Kıpçakların da bulunduğu çeşitli boylardan
oluşan bir federasyon şeklinde yaşıyorlardı. Kimekler, önce Batı
Göktürklerine, ardından aynı sahada hâkimiyet kuran Türgeşlere
bağlandılar. Türgeş hâkimiyetinin zayıflamasıyla Kimekler, VIII.
yüzyılın ortalarında bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmışlardır.
Önceleri başlarında Tutug unvanlı biri bulunurken, devletlerinin
kurulmasından sonra bu Yabgu olarak değişmiştir. Kimekler'i meydana
getiren boylar zamanla dağılarak değişik bölgelere yayılmışlardır.

Genç Osman
Kurultay
Kurultay

Mesaj Sayısı: 399
Yaş: 18
Kayıt tarihi: 30/04/08

Kişi sayfası
Emsal Bar:
100/100  (100/100)

Kullanıcı profilini gör http://www12.forum9.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Türk Tarihi

Mesaj tarafından Genç Osman Bir 01.06.08 18:31

KARAHANLILAR (840-1212)

Karahanlılar, daha önceki Türk devletlerinden farklı olarak,
hükümdarların ve halkının çoğunluğunun Müslümanlığı seçtiği ilk
Türk-İslâm devletidir. Bu sebeple Türk tarihi içerisinde Karahanlıların
özel bir yeri ve önemi vardır.

Hâkaniye ve İlig-Hanlar adlarıyla da anılan Karahanlı Devleti, başta
Karluklar olmak üzere Çiğil, Yağma ve Tuhsı gibi Türk Boylarına
dayanıyordu. Karluklar, Balasagun merkez olmak üzere Yedi-su bölgesinde
bir devlet kurmuşlardı. Karluk yabgusu, bağlı bulunduğu Uygur
Hakanlığı'nın 840 yılında Kırgızlar tarafından yıkılması üzerine
istiklâlini ilân etti. Kendisini Türk hakanlarının yasal halefi sayan
yabgu Karahan unvanını aldı.

Karahanlıların ilk hükümdarı olarak Bilinen Bilge Kül Kadır Han,
Maverâünnehir'deki Sâmanî devleti ile mücadelelerde bulundu.
Oğullarından Arslan Han ulu hakan olarak Balasagun'da, Oğulcak Kadır
Han ise Talas'ta oturdular. Kadır Han 893'te başkenti Kaşgar'a
nakletti. Bu dönemde yeğeni Satuk Buğra Han Müslümanlarla temas kurdu
ve Karahanlı Devleti'nin başına geçince de İslâmiyet'i resmî din olarak
kabul etti (920). Bu tarihten sonra Abdulkerim Satuk Buğra han adıyla
anıldı. Ancak Karahanlı sınırları içersindeki halkın tamamiyle
İslâmiyet'i seçmesi Satuk Buğra Han 'ın oğlu Baytaş zamanında
gerçekleşmiştir.



Karahanlı Hükümdarı Ebu Nasr Ahmed zamanında, kardeşi İlig Nasr
tarafından Samaniler devletine son verildi (999). Ebu Nasr Ahmed Abbasi
halifesi tarafından bir İslâm hükümdarı olarak tanınan ilk Karahanlı
hanı olmuştur. Karahanlı Devleti'nin sınırları Balasagun, Özkent ve
Tarım Havzası'nın batı kısmı ile Karakurum dağları dolaylarına kadar
genişlemişti. Güneyde Gazneliler ile komşu oldular ve mücadele ettiler.
Ancak hanedan arasında çıkan anlaşmazlık neticesinde devlet Doğu ve
Batı olmak üzere ikiye ayrıldı (1042). Doğu Karahanlıların başında
Tamgaç Buğra Han; Batı Karahanlıların başında ise Ahmet Arslan Han
bulunuyordu.

Doğu Karahanlı Devleti (1042-1211): Doğu Karahanlı Devleti'nin
sınırları Kaşgar, Fergana, Balkaş gölü civarına kadar uzanmaktaydı.
Devletin merkezi zaman zaman Balasagun, Talas ve Kaşgar şehirleri
olmuştur. Doğu Karahanlı Devleti'nin ilk hükümdarı sayılan Tamgaç Buğra
Han âdil ve dindar bir kişi olarak tanınmaktaydı. Yusuf Has Hacib'in
yazdığı Kutadgu Bilig bu hükümdara sunulmuştur. Doğu Karahanlı Devleti
1090 yılında Selçuklulara bağlandı. Devlet 1133 yılında Moğol asıllı
Karahıtayların hâkimiyetine girdi. Bu durum 1211'e kadar devam etti.
Bölgenin tamamı Cengiz Han tarafından istilâ edildi.

Batı Karahanlı Devleti (1042-1212):Batı Karahanlıların sınırları batıda
Aral gölünden doğuda Çimkent ve Özkent'e kadar uzanmaktaydı. Devletin
başkenti önceleri Özkent idi. Daha sonra Semerkant ve Buhara devletin
merkezleri olmuştur. İlk hükümdarları Ahmet Arslan Han idi.

Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah bir Karahanlı prensesi ile evlenerek
iki devlet arasında akrabalık kurdu ve böylece Karahanlıları kendisine
bağladı (1089). Selçukluların Katavan Savaşı'nda yenilmesiyle beraber
Batı Karahanlılar da Karahitay hâkimiyetine girmişti (1141).
Harzemşahlar bölgedeki Moğol hâkimiyetine son vermiş, son Karahanlı
hükümdarı Osman Han'ı da ortadan kaldırarak, bu devleti yıkmışlardır
(1212).

Genç Osman
Kurultay
Kurultay

Mesaj Sayısı: 399
Yaş: 18
Kayıt tarihi: 30/04/08

Kişi sayfası
Emsal Bar:
100/100  (100/100)

Kullanıcı profilini gör http://www12.forum9.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Türk Tarihi

Mesaj tarafından Genç Osman Bir 01.06.08 18:31

GAZNELİLER(969-1187)

Gazneliler Devleti adını, Doğu Afganistan'da bulunan başkentleri
Gazne'den almaktadır. Ayrıca hükümdarlık hanedanının kurucusundan
dolayı Sebük-teginliler veya lâkaplarından dolayı Yemînîler diye de
anılırlar.

Sâmanoğulları Devleti'nin (819-1005), dağılmaya başladığı sırada, bu
devlette komutanlık ve valilik yapan Türkler, bazı bölgeler de
hâkimiyet kurmuşlardı . Bunlardan biride Horasan Emiri Alp-Tegin'dir.
Alp-Tegin Doğu Afganistan'daki Gazne şehrini ele geçirerek, Gazneli
Devleti'nin ilk temellerini atmıştır 963). Alp-Tegin'in ölümünden sonra
yerine geçen oğulları aynı başarıyı gösteremeyince, Türkler
Alp-tegin'in komutanlarından Sebük- tegin'i başa geçirdiler (977).
Sebük-tegin 'in başa geçmesiyle, Gazneliler Devleti hükümdarlığın
babadan oğula geçtiği bir hanedanın idaresine girmiştir. Nitekim
Sebük-tegin'in ölümüyle birlikte tahta oğlu Mahmut geçti. Gazneli
Mahmut zamanında, devlet en parlak devrini yaşadı.

Türk tarihinde sultan unvanını ilk defa Gazneli Mahmut kullanmıştır.
Gazneli Mahmut 1001-1027 tarihleri arasında Hindistan'a 17 sefer
düzenleyerek, Kuzey Hindistan'ı topraklarına kattı. Bölge İslâmlaştı ve
böylece Pakistan devletinin temeli atılmış oldu.

Gazneli Mahmut'un ölümü üzerine (1030) yerine geçen Sultan Mesut,
babası gibi dirayetli değildi. Selçuklu tehlikesinin artmasına rağmen,
O Kuzey Hindistan'a sefer düzenlemişti. Nihayet Dandanakan Savaşı'nda
Selçuklular karşısında büyük bir yenilgiye uğradı. Topraklarını
kaybederek Hindistan'a çekilmeye mecbur kaldı. Sultan İbrahim zamanında
devlet Selçuklu hâkimiyetine girdi (1059). Afgan asıllı Gurlular, 1187
tarihinde Gazneli Devleti'ni ortadan kaldırdılar.

Genç Osman
Kurultay
Kurultay

Mesaj Sayısı: 399
Yaş: 18
Kayıt tarihi: 30/04/08

Kişi sayfası
Emsal Bar:
100/100  (100/100)

Kullanıcı profilini gör http://www12.forum9.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Türk Tarihi

Mesaj tarafından Genç Osman Bir 01.06.08 18:32

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ

Batı Türklüğünün en kalabalık ve güçlü kesimi olan Oğuzlar , II.
Göktürk Devleti ve Uygur Kağanlığı zamanında daha batıya göç etmek
zorunda kalmıştı. IX. ve X. yüzyıllarda gerçekleşen ikinci göçte, Guz
adıyla anılan bir kısım Oğuz kitleleri Doğu Avrupa'ya kadar ilerlemiş,
asıl kitle ise Seyhun nehri civarında kalmıştır .

Seyhun bölgesine gelen Oğuzlar, X. yüzyılda kışlık merkezleri Yenikent
olan bir siyasî teşkilât oluşturmuşlardır. Başkanlarına Yabgu denildiği
için bu devlete de Oğuz Yabgu Devleti adı verilmiştir. Devletin
sınırları Seyhun'dan Hazar Denizi'ne kadar uzanmaktaydı.

Ancak Oğuz Yabgulularında asıl siyasî ve askerî güç yabgudan çok
sübaşı, yani ordu komutanının elindeydi. Selçuklu Devleti'ne adını
veren Selçuk Bey ve babası Dukak da sübaşı görevinde olup, Oğuz yabgusu
ile aralarında gizli bir mücadele söz konusuydu. Nitekim kaynaklarda
adı belirtilmeyen Oğuz yabgusu, bir Türk zümresi üzerine sefer yapmak
isteyince sübaşı Dukak bu sefere itiraz etmiş ve bu yüzden aralarında
kavga olmuş ve gizli mücadele böylece gün yüzüne çıkmıştır. Bu olay
Dukak'ı sübaşılıktan etmişse de, onun ve ailesinin Oğuzlar arasındaki
itibarını artırmıştı. Nitekim ölümünden sonra oğlu Selçuk da sübaşılık
görevine getirilmiş, devletin askerî gücünü eline geçirmişti. Sübaşı
Selçuk ile yabgunun arası da açılmış, hem bu yüzden hem de yer ve otlak
darlığı yüzünden, Selçuk ve emrindekiler Maverâünnehir'e göç etmek
zorunda kalmışlardır.

Selçuk Bey'in, Seyhun nehri kenarındaki Cent şehrine göçü (960)
Selçuklu Devleti'nin ortaya çıkmasını sağlayacak önemli bir gelişmedir.
Cent'te halkın büyük bir kısmı Müslüman idi. Selçuk ve kendine bağlı
olanlar, eski inanışlarıyla benzerlik gösteren bu dine sıcak
bakıyorlardı. Kısa bir süre sonra İslâmiyet'i kabul ettiler. Böylece
siyasî ve sosyal yönden de yeni bir kimliğe ve güce sahip olmuşlardı.
Nitekim Selçuk Bey, Oğuz yabgusunun yıllık vergiyi almak için
gönderdiği memuru, kafire haraç verilmeyeceğini söyleyerek Cent'ten
kovdu. Müslüman olmayan Oğuzlarla mücadele etmekten kaçınmadı. Böylece
İslâm ve Türk dünyasında şöhreti gittikçe yayıldı.

Müslümanlığı kabul eden Oğuz kitlelerinin kendisine katılmasıyla Selçuk Bey, gücünü her geçen gün daha da artırmaktaydı.

Sayılarının gittikçe artması üzerine Selçuk Bey , Samaoğulları
hükümdarından kendilerine yeni bir yurt gösterilmesini istedi. Buhara
yakınlarındaki Nûr kasabası yurtluk olarak gösterildi. Seyhun'u geçen
Oğuzlar, Nûr kasabasına yerleşti. Buna karşılık Karahanlılarla çarpışan
Samanoğullarına yardım edildi. Ancak Samanoğulları Devleti kısa bir
süre sonra yıkıldı (999). Ülke Karahanlı ve Gazneliler tarafından
paylaşıldı. Yüz yaşını geçmiş olan Selçuk Bey 1009 tarihin de Cent'te
vefat etti.

Selçuk Bey'in 4 oğlu vardı: Mikâil, Arslan (İsrail), Yusuf ve Musa. En
büyük oğlu Mikail babası hayatta iken bir savaşta ölmüştü (998). Bu
sebeple Tuğrul ve Çağrı adındaki iki oğlunu Selçuk Bey yetiştirmiştir.
Yabgu unvanını taşıyan Arslan, babasının ölümü üzerine başa geçti.
Diğer kardeşi Musa ise onun yardımcısı durumundaydı.

Arslan Yabgu, Maverâünnehir'i ele geçiren Karahanlılarla mücadele etti.
Karahanlılara karşı isyan eden Ali Tegin ile ittifak kurdu. Buhara'yı
ele geçirdiler. Bu güç birliğine karşı Gazneli Sultan Mahmut ve
Karahanlı Yusuf Kadır Han anlaşmaya vardılar. Gazneli Mahmut, görüşmek
isteği ile yanına çağırdığı Arslan Yabgu'yu tutukladı ve Hindistan'ın
kuzeyindeki Kalincar Kalesi'ne hapsetti (1025). Arslan Yabgu 7 sene
kaldığı bu kalede öldü(1032).Tuğrul ve Çağrı Beyler, amcaları Arslan
Yabgu'nun tutuklanması üzerine fiilen Oğuzların liderleri durumuna
geldiler (1025) .



Ancak geleneğe uygun olarak diğer amcaları Musa'yı yabgu ilân ettiler.
Arslan Yabgu'nun ölümünden sonra Selçuklularda kısa süren bir
dağınıklık yaşandı . Arslan Yabgu'ya bağlı Türkmenlerin bir kısmı,
Gazneli Mahmut'un izniyle Horasan' a geçti. Bunlar ileride
Selçukluların Irak ve Horasan kolunu oluşturacaklardır. Arslan Yabgu
ile ittifak kurmuş olan Buhara hâkimi Ali Tegin, Tuğrul ve Çağrı
Beylerin kendine bağlı kalmasını istiyordu. Buna karşı çıkan Tuğrul ve
Çağrı Beyler ile Ali Tegin arasında şiddetli muharebeler cereyan etti.
Selçuklular Harezm bölgesine çekilmek zorunda kaldı. Gazneli Valisi
Harezmşah Altuntaş'ın gösterdiği bölgeye oturdular (1030 ). Ancak daha
sonra, artan Gazneli tehlikesine karşı Selçuklular, Ali Tegin ve Harezm
valisi ile ittifak kurdular. Harezm'de Cent Hâkimi Şah Melik tarafından
7-8 bin Türkmen'in öldürüldüğü korkunç baskın(1034), ve müttefikleri
Harzemşah Harun ve Ali Tegin'in ölümleri (1035) üzerine, Selçuklular
Horasan'a geçmek zorunda kaldılar.

Tuğrul ve Çağrı Beylerin beraberlerinde Musa Yabgu ve İbrahim Yınal
kuvvetleri olduğu hâlde, Gazneli hâkimiyetindeki Horasan'a girişleri,
Gazneli sultanı Mesut'u oldukça telâşlandırdı. Çünkü daha önce bu
bölgeye gelen Türkmenler, Gaznelileri çok uğraştırmıştı. Bu sebeple
Gazneli Mesut büyük bir ordu hazırladı. Ancak Nesa yakınlarında yapılan
savaşta Selçuklular bu orduyu ağır bir yenilgiye uğrattı (Haziran
1035). Gazneli Mesut, Selçuklulara bazı bölgeleri bırakmayı kabul etti.
Fakat Selçukluların kazandığı zaferi duyan Oğuz kitleleri bölgeye
akmaya başlamıştı. Bu durum karşısında Gaznelilerden yeni bölgeler
istendi. Bu isteği geri çeviren Gazneli Mesut, Selçukluların üstüne
yeniden bir ordu gönderdi. Serahs yakınlarında yapılan savaşta
Selçuklular yine büyük bir zafer kazandı (Mayıs 1038). Horasan'ın
tamamı Selçuklu hâkimiyetine geçti. Selçuklular bağımsızlıklarını ilân
ederek ilk idarî düzenlemeleri yaptılar. Tuğrul Bey ele geçirilen
Nişapur'u devlet merkezi ilân etti.

Dandanakan Savaşı ve Selçuklu Devleti'nin Kuruluşu

Horasan'ı kaybeden Gazneli Sultanı Mesut, Selçuklulara kesin bir darbe
indirmek için ordusunun başına geçti. Sefer esnasında katılanlarla
birlikte Gazneli ordunun mevcudu 100 bine ulaşmıştı. Selçuklu
kuvvetleri ise ancak 20 bini bulan hafif süvarilerden oluşmaktaydı. Bu
dengesizlik sebebiyle Selçuklu ordusu yıpratma savaşı vermeyi uygun
bulmuştu. Bu sebeple ordu çöllere doğru çekildi. Nişapur'a giren
Gazneli Mesut, Selçuklu ordusunu takibe koyuldu. Selçuklu birliklerinin
vur-kaç taktiği ile iyice yıpranan Gazne ordusuna karşı meydan savaşı
yapma zamanının geldiğine karar veren Çağrı Bey nihayet Merv
yakınındaki Dandanakan Hisarı önünde Gaznelileri karşıladı. Üç gün
süren savaş sonucunda Gazneli ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı
(22-24 Mayıs 1040). Gazneli Mesut beraberindeki 100 kadar atlı ile
ancak kaçabildi ise de Hindistan'a giderken kendi adamları tarafından
öldürüldü.

Dandanakan Savaşı, Selçuklular için bir dönüm noktası olmuştur. Aslında
Serahs Savaşı'yla fiilen kurulmuş olan devlet, bu savaş neticesinde
hukuken bağımsızlığını kazanmış, bölge ülkeleri ve halife Selçuklu
devletini tanımıştır. Böylece bölgedeki en büyük güç hâline gelen
Selçuklular, Türkleri bir bayrak altında toplamaya başlayacak ve
İslâmiyet'in öncülüğünü üstleneceklerdir.

Dandanakan Savaşı'nın hemen ertesinde Tuğrul Bey Selçuklu Sultanı ilân
edildi. Merv'de yapılan kurultayda devlet teşkilâtı düzenlendi.
Selçuklu ülkesi ve ele geçirilmesi plânlanan memleketler Selçuklu
hanedanına mensup üç lider arasında taksim edildi. Buna göre merkezi
Merv olmak üzere Ceyhun ve Gazne arasındaki bölge Çağrı Bey'e; Herat
merkez olmak üzere Bust -Sistan arazisi Musa Yabgu'ya verildi. Tuğrul
Bey Sultan unvanı ile başkent Nişapur'da kaldı, Irak kendisine
bağlandı. Çeşitli bölgelere gönderilen diğer hanedan üyeleri de Sultan
Tuğrul'un emrine verildi. Bunlar daha sonra Büyük Selçuklulara bağlı
kalmakla beraber kendi devletlerini kurdular.

Hanedan üyeleri kendilerine ayrılan toprakları birer birer zapt
ediyordu. Doğuda yapılan seferlerde Çağrı Bey Gaznelileri tamamen
Horasan'dan çıkardı, Belh şehrini ele geçirdi. Karahanlıları barış
yapmak zorunda bıraktı. Çağrı Bey'in oğlu Yakutî Hint denizi
kıyılarındaki Mekran'ı aldı. Diğer oğlu Kara Arslan Kavurd ise
Buveyhîler'in hâkimiyetindeki Kirman'ı , Hürmüz Emirliği'ni ve Umman'ı
Selçuklu idaresine bağladı. Tuğrul ve Çağrı Beylerin birlikte çıktığı
seferde Harezm bölgesi tamamen Selçuklulara geçti. (1043)



Tuğrul Bey İran'daki birçok bölgeyi bizzat çıktığı seferle ele geçirdi.
Tuğrul Bey'in üvey kardeşi İbrahim Yınal, İran'ın en önemli
merkezlerinden Rey şehrini zapt etti ve Tuğrul Bey'i buraya davet etti.
Tuğrul Bey, fetih bölgelerine daha yakın olması sebebiyle Nişapur' u
bırakarak, Rey'i devletin yeni başkenti yaptı .(1042)

Tuğrul Bey zamanında Bizans ve Gürcülere karşı da büyük başarılar
sağlanmıştı. Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış ve İbrahim Yınal,
Bizans-Gürcü kuvvetlerini Pasinler Savaşı ile büyük bir hezimete
uğrattılar (1048). Bu savaşta Gürcü Kralı Liparit esir edilmiş;
İstanbul'daki yıkık bir caminin onarımı ve Tuğrul Bey adına burada
hutbe okunması şartıyla serbest bırakılmıştır. 1054 yılında Tuğrul Bey
Azerbaycan'daki mahallî hükümdarları itaat altına aldıktan sonra
Anadolu'ya yönelmiş ve Malazgirt'i kuşatmıştır. Ancak kışın yaklaşması
üzerine geri dönmüş, Yakutî'yi Anadolu akınlarını devam etmekle
görevlendirmiştir. Tuğrul Bey, Abbasi Halifesi Kaim bi-Emrullah'ın
isteği üzerine, Şiî Büveyhoğullarının tehdidi altındaki Bağdat'a 1055
ve 1058'de iki kez girmiş ve böylece "doğunun ve batının hükümdarı"
unvanını bizzat halifeden alarak, Selçukluların İslâm dünyasının
koruyucu liderliğini üstlendiğini kabul ettirmiştir.Devletin
kuruluşunda önemli rol oynayan Çağrı Bey 1060'ta ve Sultan Tuğrul Bey
ise 1063'de öldü. Çağrı Bey cesareti ve kumandanlığı, Tuğrul Bey ise
adaleti ve siyasî zekâsıyla, II. Göktürk Devleti'ndeki Bilge ve
Kül-Tigin kardeşleri hatırlatan büyük şahsiyetlerdir.

Genç Osman
Kurultay
Kurultay

Mesaj Sayısı: 399
Yaş: 18
Kayıt tarihi: 30/04/08

Kişi sayfası
Emsal Bar:
100/100  (100/100)

Kullanıcı profilini gör http://www12.forum9.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Türk Tarihi

Mesaj tarafından Genç Osman Bir 01.06.08 18:32

Tuğrul Bey' in çocuğu yoktu.Bu sebeple Selçuklu tahtına Çağrı Bey'in
büyük oğlu Süleyman'ı vasiyet etmişti. Ancak Çağrı Bey'in diğer oğlu
Alp Arslan bunu kabul etmedi. Henüz çocuk yaştayken babasını temsil
eden Alp Arslan, Karahanlı ve Gaznelilere karşı başarılar elde etmiş,
onları itaate zorlamıştı. Bu sebeple Selçuklu tahtının hakkı olduğunu
düşünüyordu. Aynı zamanda Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış da kendini
sultan ilân etmişti. Askerlerin desteklediğini alan Alp Arslan,
Kutalmış'ın isyanını bastırdı ve Rey'de tahta çıktı. Nizamülmülk'ü
vezirliğe getirdi (1064).

Alp Arslan, devlet nizamını sağlar sağlamaz Azerbaycan ve Anadolu
üzerine sefere çıktı. Tuğrul ve Çağrı Beyler, henüz devlet kurulmadan
bu bölgelere akınlar düzenlemişler, kalabalık Türkmen kitleleri batıya
yönelmişlerdi. Bu sebeple Alp Arslan, yeni fetih alanı olarak
Anadolu'yu seçmiştir. Alp Arslan Azerbaycan ve Kafkasya'da birçok
kaleyi ele geçirdikten sonra Doğu Anadolu'ya girdi. Hıristiyanlığın
doğudaki en güçlü kalesi olan Ani'yi şiddetli bir kuşatmadan sonra ele
geçirdi. Ardından Kars'a girdi (1064).1065 yılında, atalarının ilk
yerleştiği şehir olan Cend'e gitti ve Kıpçakları hâkimiyeti altına
aldı. Kirman Meliki Kavurd'un isyanını da bastıran Alp Arslan, böylece
devletin doğu sınırlarının emniyetini sağlayarak, bütün gayretini
Anadolu'ya sarf etmeye başladı.

Sultan Alp Arslan Azerbaycan üzerinden Malazgirt'e gelerek burayı kısa
sürede ele geçirdi . Ardından Ahlat, Meyafarikin (Silvan), Amid
(Diyarbakır) ve havalisini fethetti .



Sultan, Abbasi halifeliğini tehdit eden Mısır Fatimî Devleti'ne karşı
sefere hazırlandığı sırada Bizans İmparatoru Romen Diyojen'in Doğu
Anadolu'ya ilerlediğini öğrendi. Şam'a yürümekten vazgeçen sultan,
hızla geri döndü ve Malazgirt'te Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye
uğrattı. Bu savaş sonuçları itibarıyla Dandanakan'dan sonra cereyan
eden en önemli meydan savaşıdır. Bu savaştan sonra Türkler için
Anadolu'da yeni bir dönem başlar.Sultan Alp Arslan, Malazgirt'ten sonra
çıkan karışıklıkları bastırmak amacıyla Maverâünnehir üzerine sefere
çıkar. Ancak burada esir alınan bir kale komutanı tarafından
hançerlenir ve 25 Kasım 1072'de vefat eder .

Alp Arslan, kendinden sonra tahta geçmesi için oğlu Melikşah'ı veliaht
olarak hazırlamıştı. Nitekim Alp Arslan'ın ölümü üzerine Melikşah henüz
18 yaşında iken sultanlığa getirildi (1072). Melikşah öncelikle
sınırlara tecavüz eden Karahanlı ve Gazneliler'i yenerek, barışa
zorladı. Ardından amcası Kavurd'un isyanını bastırdı (1073).

Devlet merkezi Rey'den daha güneydeki İsfahan'a taşındı. Bizans'ın
Malazgirt'ten sonra anlaşmaya uymamaları üzerine Anadolu akınları
hızlandırıldı. Kutalmış'ın oğulları ve bazı Türkmen reisleri Batı
Anadolu'ya kadar akınlar düzenlediler. Bu arada Türkmen liderlerinden
Atsız Suriye'yi ele geçirdi. Kudüs şehri Fatımîlerden alındı. Melikşah,
kardeşi Tutuş'a Suriye'nin idaresini verdi (1078).

Anadolu fatihlerinden Artuk Bey, Melikşah'ın emriyle Arabistan
Yarımadası'ndaki Hicaz, Yemen ve Aden'i Selçuklu topraklarına kattı.

Melikşah 1087'de çıktığı sefer sonucunda Karahanlıların doğu kolunu da
hâkimiyeti altına aldı. Sultan Melikşah henüz 38 yaşında iken
zehirlenerek öldü ( 1092).

Melikşah zamanında Büyük Selçuklu Devleti en geniş sınırlarına
ulaşmıştır. Bu sınırlar, batıda Anadolu ve Mısır'dan, doğuda Balkaş ve
Isık gölüne; kuzeyde Kafkaslardan güneyde Arabistan Yarımadası'na kadar
uzanmaktaydı.





Büyük Selçuklu Devleti'nin Dağılışı

Melikşah döneminde Selçuklu Devleti en parlak yıllarını yaşamıştır.
Ancak Melikşah'ın ölümünden sonra gelişen bazı olaylar devletin gücünü
kırar. Büyük Selçukluların dağılışını hızlandıran gelişmeleri şöyle
sıralayabiliriz :

Haçlı Seferleri: Türklerin Anadolu'yu fethi ve Bizans'ı tehdit etmesi,
Kudüs'ün Müslümanların eline geçmesi gibi sebepler, Hristiyan dünyasını
ortak hareket etmeye yöneltmişti. Melikşah'ın ölümüyle başlayan taht
mücadelelerini fırsat bilen Hristiyanlar, haçlı seferlerini başlattılar
(1096). Suriye ve Filistin'in büyük bölümü Haçlıların eline geçti.

Bâtınîlik Hareketleri: Mısır'daki Şiî Fatımîler, Selçuklu Devleti'ni
zayıflatmak ve kendi propagandalarını yapmak için adamlar
yetiştiriyordu. Bu kişiler İslâmiyet'le tamamen ters düşen inanışlar
taşıdıklarından Bâtınî adıyla anılmışlardır. Bunlardan biri de Hasan
Sabbâh'dır.

Cahil kitleler arasında taraftarını artıran bu kişi Hazar'ın güneyinde
yer alan Alamut kalesini ele geçirmiş ve burayı üs olarak kullanmıştır
(1090). Haşhaş gibi uyuşturucularla kendine bağladığı fedaîler
vasıtasıyla, devletin ileri gelenlerine suikastlar tertip etmişlerdir.
Nitekim Melikşah'ın ünlü veziri Nizamülmülk de bu fedaîler tarafından
öldürülmüştür.

Melikşah bu kötülük yuvasını yıkmak için Türkmen reisi Kızıl Sarıg'ı
Alamut'a yollamış, fakat sultanın ölümü üzerine kuşatma kaldırılmıştır.
Batınîlik hareketi XIII. yüzyıl ortalarına kadar faaliyetine devam
etmiştir.

İç Mücadeleler: Selçuklu Devleti'nin dağılmasında esas rol oynayan,
kendi aralarındaki mücadeleler olmuştur. Taht kavgaları, bağlı
beyliklerin bağımsızlığını ilân ederek birbirleriyle mücadele etmeleri
ve isyanlar ülkenin düzenini bozmuştur .

Melikşah'ın ölümü üzerine Selçuklu tahtına oğlu Berkyaruk geçmişti
(1092). Fakat Suriye Selçuklu Meliki Tutuş yeğeninin hükümdarlığını
kabul etmeyerek, taht üzerinde hak iddia etti. Tutuş, Berkyaruk ile
yaptığı savaşı kaybetti ve öldü (1095). Bu zafere rağmen Bâtınî ve
Haçlı hareketleri karşısında başarılı olamayan Berkyaruk, henüz 25
yaşında iken öldü (1104). Berkyaruk'tan sonra Selçuklu tahtına kardeşi
Mehmet Tapar geçti (1104-1118) . Haçlılar ve Gürcülere karşı bazı
başarılar kazanıldıysa da iç mücadeleler birliğin sağlanmasını
engelliyordu.

Mehmet Tapar'ın ölümünden sonra tahta oğlu Mahmut geçmişti. Melikşah'ın
diğer oğlu Horasan Meliki Sencer kendini sultan ilân etti ve Mahmut'u
himayesine aldı (1119). Böylece Sencer büyük sultan olurken, Mahmut
Irak Selçuklu Sultanı olarak kalıyordu. Selçuklu başkentini Merv'e
taşıyan Sultan Sencer, Büyük Selçuklu Devleti'nin son büyük
hükümdarıdır. Onun zamanında devlet tekrar eski gücünü toparlamaya
başlamıştır. Bu sebeple Sultan Sencer zamanı için ikinci imparatorluk
devri adı verilir.

Sultan Sencer henüz Horasan meliki iken Gaznelileri ve Karahanlıları,
1121'de ise Afganistan'daki Gurlu Devleti'ni kendine bağlamıştır.
Ayrıca Selçuklu ülkesinin tamamında hâkimiyet kurarak birliği
sağlamıştı. Fakat 1141 yılında doğudan gelen Kara-Hıtaylar 'a karşı
yaptığı Katavan Savaşı'nda yenilince itibarını kaybetti. Maverâünnehir
Kara-Hıtayların eline geçti . Ülkede tekrar otorite boşluğu doğdu.
Nitekim İran asıllı memurların fazla vergi istemesi üzerine, devletin
asıl unsuru olan Oğuzlar (Türkmenler) isyan ettiler, daha fazla toprak
istediler. Sultan Sencer soydaşı olduğu Oğuzlara esir düştü (1153).
Oğuzlar Horasan bölgesini ellerine geçirdiler. Sultan Sencer serbest
bırakıldı. Fakat bir müddet sonra öldü. Sencer'in ölümüyle Büyük
Selçuklu Devleti fiilen son bulmuştur (1157).Büyük Selçuklu Devleti,
Karahanlılar ve Gazneliler ile başlayan Türk-İslâm devlet geleneğini
sağlam temellere oturtan ilk büyük cihan devletidir. Daha sonra kurulan
Türk devletlerine her açıdan örnek olmuşlardır .

Büyük Selçuklulara Bağlı Devletler

Dandanakan Savaşı'ndan sonra yapılan kurultayda ülkenin çeşitli
bölgelerine hanedan üyelerinin idareci olarak gönderildiğini
belirtmiştik. Gönderildikleri bölgelerde, devlete bağlı kalmak şartıyla
kendi idaresini kuran bu kişiler, Melikşah'ın ölümünden sonra (1092)
bağımsızlıklarını ilân etmeye başlamışlardır. Bu dönemde ülke dörde
bölünmüştür: Irak ve Horasan, Kirman, Suriye ve Anadolu.



Irak ve Horasan Selçukluları (1092-1194)

Irak ve Horasan Selçuklu Devleti'nin merkezi durumundaydı. Sultan
Mehmet Tapar'dan sonra Selçuklu tahtına geçen oğlu Mahmut tahta geçtiği
sırada amcası Sencer Horasan meliki idi. Sencer Mahmut'u tahttan
indirdi ve himayesine aldı. Mahmud, merkezi Hemedan olan Irak Selçuklu
Devleti sultanlığına getirilirken, Sencer büyük sultan sıfatıyla
Horasan'daki Merv'de tahta oturdu. (1119) Irak Selçukluları,
Azerbaycan'dan Fars bölgesine, Horasan Selçukluları ise
Maverâünnehir'den Afganistan'a kadar uzanan bölgeleri içinde
barındırmaktaydı. Irak Selçuklularının son sultanı III. Tuğrul devrinde
yönetim aslında atabeylerin eline geçmişti. Sultan Tuğrul'un Harezmşah
Tekiş'e yenilmesiyle Irak Selçuklularının toprakları Harzemşahlara
geçti (1194).

Genç Osman
Kurultay
Kurultay

Mesaj Sayısı: 399
Yaş: 18
Kayıt tarihi: 30/04/08

Kişi sayfası
Emsal Bar:
100/100  (100/100)

Kullanıcı profilini gör http://www12.forum9.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Türk Tarihi

Mesaj tarafından Genç Osman Bir 01.06.08 18:32

Kirman Selçukluları ( 1092-1187)

Çağrı Bey'in oğlu Kavurd , Selçukluların Kirman kolunun başı idi.
İran'ın güneyinde yer alan Kirman'dan başka Fars, Hürmüz ve Umman'ı da
zapt etmişti. Birkaç kez isyan eden Kavurd Sultan Melikşah tarafından
boğdurulmuştu. Yerine geçen oğulları Selçuklulara bağlı kaldılar. Bir
ara Gurlular'ın hâkimiyetine giren Kirman Selçuklularına Oğuz Başbuğu
Dînar tarafından son verilmiştir (1187).



Suriye Selçukluları ( 1092-1117)

1077 yılından beri Suriye Selçuklu meliki olan Tutuş, kendini sultan
ilân ederek, Berkyaruk'un üzerine yürümüş, fakat yenilmişti (1095).
Oğullarından Rıdvan Halep'te, ve Dokak Şam'da hâkimiyetlerini ilân
ettiler. Halep hakimi Rıdvan Haçlılarla mücadele etti. Bir ara
sınırlarını Güney Anadolu'ya kadar genişletti. 1117'ye gelindiğinde her
iki bölgede de hâkimiyet, atabeylerin eline geçmişti.



Türkiye Selçukluları (1075-1308)

Türkiye Selçukluları kolu, Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış'ın
neslindendir. Kutalmış'ın oğlu Süleyman Şah 1075'te İznik'i almış ve
oğlu I. Kılıçarslan burada hükümdarlığını ilân etmiştir (1092). Daha
sonraları Konya başkent olmuştur. Türkiye Selçukluları İlhanlılar
tarafından ortadan kaldırılmıştır (1308).

Atabeylikler

Ülke idaresini öğrenmek için çeşitli bölgelere gönderilen şehzadeleri
eğitmek ve onlara vekillik etmekle görevlendirilen tecrübeli
komutanlara atabey denilmektedir. Atabeyler Selçuklu Devleti'nin
zayıfladığı zamanlarda bölgedeki gücünü ve nüfuzunu artırarak, idareyi
tamamen ellerine geçirmişlerdir. Böylece atabeylik adı verilen
sülâleler ortaya çıkmıştır. Büyük Selçuklular zamanında ortaya çıkan
atabeylikler şunlardır:

Salgurlular (1147-1284)

Oğuzların Salgur (Salur) boyundan Atabey Sungur tarafından kurulmuştur.
Güney İran'daki Fars bölgesinde kurulduğu için Fars Atabeyliği olarak
da bilinir. Merkezi Şiraz idi. İlhanlıların hâkimiyetinden sonra
1284'te sülâle sona ermiştir.

İldenizoğulları (1146-1225)

İldenizliler veya Azerbaycan Atabeyliği de denir. Kıpçak Türklerinden
Şemseddin İl-deniz'in kurduğu Atabeyliğin merkezi Tebriz idi. Zamanla
çok güçlenen ildenizliler, Azerbaycan'dan başka bütün Irak'a, Hemedan
ve İsfahan'a da hâkim oldular. Celâlettin Harzemşah 1225'de Tebriz'i
ele geçirince bu atabeylik sona ermiş oldu.

Beg-Teginoğulları (1146 -1232)

Musul Atabeyi Zengî'nin valilerinden Beg-tegin oğlu Zeyneddin Ali Küçük
tarafından kurulmuştur. Merkezi Erbil olup, Şehr-i Zor, Hakkari, Sincar
ve Harran atabeyliğin sınırları içerisindeydi. Ülkeyi 44 yıl başarıyla
yöneten Kök-Böri, Anadolu Selçuklularına bağlıydı. Ölünce, vasiyeti
gereği Erbil Abbasi halifeliğine verildi (1225).

Böriler (Şam Atabeyliği) (1128-1154)

Suriye Selçukluları'nın Şam kolu, Atabey Tuğtekin tarafından
yönetiliyordu. Oğlu Tacü'l-mülk Böri babasının ölümü üzerine idareyi
ele aldı. Pek güçlü olmayan bu atabeylik, Zengî Atabeyi Nureddin Mahmut
tarafından ortadan kaldırıldı (1154).

Zengîler (1127-1259)

Melikşah'ın Halep Valisi Ak-Sungur'un oğlu İmadeddin Zengi'nin Musul
valiliğine getirilmesiyle kuruldu (1127). Haçlılara karşı verdikleri
mücadelelerle öne çıkmışlardır. İmadeddin Zengî, Haçlılardan Urfa'yı
alınca Avrupalılar II. Haçlı Seferi'ni düzenlemişlerdir (1137).
Zengî'nin ölümünden sonra atabeylik Musul ve Halep olmak üzere iki kola
ayrıldı (1146). Halep'teki oğlu Nureddin Mahmut haçlı kontluklarına
karşı başarılı mücadeleler verdi. Şam'daki Börileri kendine bağladı.
Haçlılarla iş birliği yapan Mısır Fâtımî Devleti'ni ortadan kaldırdı
(1171). Nureddin Mahmut ölünce atabeylik Eyyûbî ailesine intikal etti
(1174). Nihayet 1259'da İlhanlılar atabeyliğin tamamını işgal ettiler.

Genç Osman
Kurultay
Kurultay

Mesaj Sayısı: 399
Yaş: 18
Kayıt tarihi: 30/04/08

Kişi sayfası
Emsal Bar:
100/100  (100/100)

Kullanıcı profilini gör http://www12.forum9.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Türk Tarihi

Mesaj tarafından Genç Osman Bir 01.06.08 18:33

İLK TÜRK İSLAM DEVLETLERİ

HARZEMŞAHLAR (1097-1231)

Ceyhun ırmağının Aral gölüne döküldüğü yerin güney kesimleri Harezm
(Harzem) adıyla anılır. Öteden beri burada hüküm sürenlere Harzemşah
(Harezmşah) denilmiştir .Harzemşahlar sülâlesinin atası Anuş-Tegin
isminde, Begdili Türk zümresine mensup bir kişidir. Anuş- tegin
Selçuklu Sultanı Melikşah'ın saray hizmetinde bulunuyordu. Oğlu
Kudbeddin Muhammed, Selçuklulara bağlı kalarak, Harzemşah unvanı ile bu
bölgenin valiliğini üstlenmiştir (1097-1128). Daha sonra başa geçen
Atsız ve İl-Arslan devirlerinde hem Irak Selçukluları hem de
Kara-Hıtaylarla mücadele edildi. Nitekim İl-Arslan, Sultan Sencer'in
ölümü üzerine bağımsızlığını ilân etti (1157).

Harzemşahların en büyük hükümdarı Alaaddin Tekiş'tir (1172 -1200).
Tekiş, önce Kara-Hıtaylar'ı, ardından son Selçuklu Hükümdarı II.
Tuğrul'u yendi. Harzemşahlar kısa sürede sınırlarını Doğu Anadolu'dan
Maverâünnehir'e kadar genişlettiler. Âdeta Selçuklu devletinin vârisi
oldular. Karahanlı ve Kara-hıtay devletlerine son verdiler. Ancak bu
parlak dönem uzun sürmedi. 1220'de bütün ülke Cengiz Moğolları'nın
istilâsına uğradı. Celâleddin Harzemşah devleti yeniden toparlamak için
uğraştıysa da başarılı olamadı. Ölümü üzerine Harzemşahlar Devleti
tamamen ortadan kalktı (1231).



EYYUBİLER (1171-1348)

Haleb Atabeyi Nureddin Mahmut'un komutanlarından Selâhaddin, Haçlılarla
işbirliği yapmakla Mısır'daki Fatımî devletine son vermişti (1171).
Burada güçlü bir idare kuran Selahaddin, Nurettin Mahmut'un ölümünden
sonra bağımsızlığını ilân etti (1174). Kurduğu devlet babasının adından
dolayı Eyyûbîler olarak bilinir.

Selahattin Eyyûbî, emrinde bulunan Türk askerleriyle beraber Haçlılara
karşı çetin mücadeleler verdi. Ünlü Hıttîn savaşı ile Haçlıları
Kudüs'ten çıkardı ve İslâm dünyasında bir efsane hâline geldi (1187).
Nitekim bir Arap şairi Selahattin Eyyûbî'nin Halep'i de alması üzerine
"Arap milleti, Türklerin devletiyle yüceldi. Ehl-i Salib (Haçlılar)
davası Eyyûb'un oğlu tarafından perişan edildi" demiştir.

Eyyûbî Devleti'nin sınırları kısa sürede Mısır, Suriye, Güneydoğu
Anadolu ve Arabistan'ın güneyine kadar genişledi. Ancak Selahattin
Eyyûbî'nin ölümü üzerine devlet hanedan üyeleri tarafından
paylaşıldı(1193). Mısır'daki asıl kol, ordu komutanlarından Aybeg
tarafından yıkıldı ve yerine Memlûkler devleti kuruldu (1250). Hama
kolu ise 1348'e kadar varlığını devam ettirmiştir.



MEMLÜKLER (1250-1517)

Memlûk kelime manasıyla beyaz köle demektir. Ancak bu söz zamanla bir
terimi ifade eder olmuştur. Savaş esiri veya satın alınanların
oluşturduğu hükümdarın muhafız birliklerine bu isim verilmiştir. İlk
defa Abbasi halifeleri Türk asıllı Memlûkleri kullanmış, zamanla bunlar
güçlenerek kendi devletlerini kurmuşlardır. Mısır'da kurulan
Tolunoğulları ve Ihşidîler böyle ortaya çıkmışlardır.

İşte Mısır' da kurulan Memlûk Devleti'nin kurucusu İzzettin Aybeg de,
Memlûk adı verilen askerî komutanlardan biriydi. Eyyûbîlerin son
hükümdarı ölünce tahta, karısı Şecerüddür geçmişti. Ancak bu durum hoş
karşılanmadığından komutanlardan İzzettin Aybeg ile evlendi. Ordu,
İzzettin Aybeg'i sultan ilân etti. Böylece Eyyûbî hanedanına son
verilmiş oluyordu (1250).Memlûkler, Haçlıları ve o zamana kadar
yenilemeyen Moğolları durdurarak İslâm dünyasının koruyuculuğunu
üstlenmişlerdir. Aybeg'den sonra tahta çıkan Kotuz, Moğol-Ermeni ve
Haçlı müttefik ordusunu Ayn-Câllûd Savaşı'nda bozguna
uğratmıştır(1260). Bir Kıpçak Türk'ü olan Baybars, Suriye'yi
Haçlılardan kurtarmış, Moğollara karşı başarılar kazanmıştır.
Moğolların Abbasi halifesini öldürmesi üzerine, aynı aileden birini
halife ilân ederek , halifeliği Mısır'a taşımıştır. Döneminin en güçlü
devleti hâline gelen Memlûklar arasında zamanla iç çekişmeler başlamış
ve bu durumdan faydalanan Çerkes kölemenleri devleti ele geçirmiştir
(1382). Nitekim Yavuz Sultan Selim, Mısır'ı alarak bu devletin
varlığına son vermiştir (1517).





Tolunoğulları (875-905)

Abbasi Halifeliği sınırları içerisinde kurulan müstakil ilk Türk
devletinin kurucusu Tolunoğlu Ahmet'tir. Oğuz Türklerinden olan Tolun,
Halife Mu'tasım zamanında cesareti ve bilgisi ile ün yapmış bir kişiydi.

Aynı şekilde cesur ve kültürlü olan oğlu Ahmet, ordu komutanı iken,
Mısır'a vali tayin edilmişti. Ahmed Mısır'ı başarıyla yönetmiş ve
kuvvetli bir ordu kurmuştu. Bağdat ile arası açılınca bağımsızlığını
ilân etti (875-884). Mısır maliyesini düzeltip, halkı darlıktan
kurtardığı için oldukça seviliyordu. Kısa zamanda Suriye ve Çukurova
yöresini ele geçirdi. Ahmet'ten sonra yerine geçen oğlu Humâreveyh
zamanında devletin sınırları Toroslara ve Irak'a kadar genişledi. Ancak
onun yerine geçenler devleti koruyamadılar. Nihayet 905 yılında Abbasi
kuvvetleri Mısır'a girerek Tolunoğullarına son verdiler.





Ihşîdiler (935-969)

Mısır'da kurulan ikinci Türk devletidir. Devletin kurucusu
Maverâünnehir Türk beyleri sülalesinden olan Muhammed Ebubekir adında
bir komutandır. Babası Toğaç, Tolunoğullarının hizmetinde bulunmuştur.
Mısır valisi iken bağımsızlığını ilân eden Muhammed Ebubekir (935),
önce topraklarını Dicle'ye kadar genişletti. Daha sonra İslâm'ın
mübarek şehirleri olan Mekke ve Medine'yi devletine bağladı. Ölümünden
sonra oğulları başa geçtiyse de asıl idare kölesi Kafur'un elindeydi.
Kafur'un ölümüyle başlayan iç mücadelelerden faydalanan Fatimîler,
Mısır'ı zaptederek Ihşidîlere (Akşitler) son verdiler (969).

Genç Osman
Kurultay
Kurultay

Mesaj Sayısı: 399
Yaş: 18
Kayıt tarihi: 30/04/08

Kişi sayfası
Emsal Bar:
100/100  (100/100)

Kullanıcı profilini gör http://www12.forum9.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Türk Tarihi

Mesaj tarafından Genç Osman Bir 01.06.08 18:33

VE BÜYÜK OSMANLI İMPARATORLUĞU

Anadolu(Türkiye) Selçuklularının 1308 yılında ortadan kalkmasıyla
beraber, özellikle Batı Anadolu'daki beylikler arasında, Türk birliğini
yeniden tesis etmeyi amaçlayan mücadeleler kızışmış idi. İşte bu
mücadelelerin neticesinde Anadolu'da Osmanoğullarının yıldızı
parlayacak ve altı yüz yılı aşan muhteşem bir Türk devletine tarih
tanıklık edecektir. Osmanoğullarının Menşe'i: Tarihi kaynaklara göre
Osmanlı devletini kuranlar, Oğuzların 24 boyundan biri olan Kayı boyuna
mensuptur. Oğuz an'anesine göre Kayılar, sağ kolda yer alan Boz-okların
Günhan kolunun en büyük boyudur. Dolayısıyla Oğuz teşkilât yapısında
Kayılar, hakim unsurdur. Bundan dolayı Dede Korkut'ta "hâkimiyet bir
gün Kayı'ya değe; bu dediğim Osman neslidir" denilerek Osmanoğullarının
hâkimiyeti meşrulaştırılır.

Kayılar, Malazgirt Savaşı'nın hemen akabinde Anadolu'ya gelen Oğuz
boylarındandır. Dolayısıyla onların Anadolu coğrafyası içerisinde yurt
tutmaya yönelik göç hareketleri hem Anadolu'nun Türkleşmesi hem de
Türkiye tarihinin şekillenmesi bakımından oldukça önemlidir. Tarihî
kaynaklara göre elli bin kadar Tatar ve Türkmen gaza ve cihat
maksadıyla önce Erzurum ve Erzincan'a, ardından da Artuklu sahasında
yer alan Güneydoğu Anadolu'ya yönelmişlerdi. Kayı boyunun beyi Süleyman
Şah, Halep'e giderken Fırat'ta boğulmuş ve "Türk Mezarı" da denilen
Caber Kalesi'nde defnedilmiştir. Beylerini kaybeden "göçer evli"lerin
bir kısmı, bugünkü Urfa-Viranşehir ve Mardin-Derik kazaları arasında
bulunan Beriyye'ye gitmiş bir kısmı ise Anadolu'ya dağılmıştır. Bu
sahalar, Kayı boyuna mensup Karakeçililer'in günümüzde de yoğun olarak
yaşadıkları bölgelerdir.

Babasının ölümü üzerine dört yüz kadar göçer evli ile bölgeyi terk eden
Ertuğrul Gazi önce Pasin Ovası'na, Sürmeliçukuru'na varıp bir müddet
burada kalmış, sonra Selçuklu Hükümdarı Sultan Alaaddin'in çağrısı
üzerine Adıyaman ve ardından Ankara civarına gelmiştir. Yaklaşan Moğol
tehlikesi ve uçları basan Bizans'a karşı yardımını gördüğü Ertuğrul
Gazi liderliğindeki Kayıları Ankara civarındaki Karacadağ'a konduran
Sultan Alaaddin, Rumlara karşı Sultanönü (Eskişehir)'nde kazanılan
zaferde, ordusunun akıncılığını üstlenen Ertuğrul Gazi'ye Söğüt,
Domaniç ve Ermeni Beli'ni yaylak ve kışlak olarak tahsis etmiştir.
Ertuğrul Gazi'nin vefatı üzerine (1281 veya 1288), küçük oğlu Osman
Bey, Kayıların başına geçmiştir.



Kuruluş Devri

Osmanlı Beyliği'nin Kuruluşu;

Osman Bey,

Oğuz aşiretlerinin ittifakıyla başa geçtikten sonra, siyasî ve dinî
bakımdan Anadolu'nun en itibarlı ve nüfuzlu tarikatlerinden Ahilerin
mühim bir şahsiyeti olan Şeyh Edebali'nin kızı ile evlenerek, gücünü
artırmış idi. Bundan sonra Osman Gazi, Bizans'a karşı genişleme
politikasını uygulayarak, İnegöl, Karacahisar ve Yarhisar'ı ele geçirdi
ve bölgenin mühim merkezlerinden olan Bilecik'i alarak, burayı beyliğin
merkezi yaptı (1299). Bu tarih devletin kuruluş tarihi olarak kabul
edilir. Selçuklu Sultanı III. Alaaddin Keykubad'ın İlhanlı Hükümdarı
Gazan Han'ın kuvvetleri tarafından tutulup, İran'a götürülmesi üzerine
Selçuklu ümerasından bazıları ve bölgedeki Türkmen beyleri Osman Bey'e
teveccüh göstermiş; Oğuz an'anesine göre onun hâkimiyetini tanımayı
kabul etmişlerdir. Nitekim Oğuz beyleri Oğuz Han töresine göre tertip
edilen bir törende Osman Bey'in önünde diz çökerek, onun verdiği kımızı
içmek suretiyle tâbiyetlerini sunmuşlardır. Ancak henüz küçük bir
beylik durumundaki Osmanoğullarının, şeklen de olsa bu dönemde, İlhanlı
hâkimiyetini tanıdıkları bilinmektedir. Osman Gazi, beyliğini ilân
ettikten sonra idaresi altındaki bölgeleri beş kısma ayırarak buraları
güvendiği ve savaşlarda yararlık gösteren kimselere tevcih etti. Oğlu
Orhan'a Sultanönü, büyük kardeşi Gündüz Bey'e Eskişehir'i, Aykut Alp'e
İn-önü'yü, Hasan Alp'e Yarhisar'ı ve Turgut Alp'e de İnegöl'ü verdi.
Diğer oğlu Alaaddin'e ise şeyh Edebali'nin emin ve nazırlığında,
ailenin geçimi için, Bilecik ve havalisinin gelirleri tahsis
edildi.1302'de Bursa tekfurunun liderliğinde birleşen Rum tekfurlarının
Koyunhisar (Bafeon) savaşında ağır bir mağlûbiyet tatmaları, Osman
Bey'in Bursa ve Kocaeli taraflarına akınlar yapmasını oldukça
kolaylaştırmıştı. Bir taraftan Bursa öte taraftan İznik Türk kuşatması
altında tutuluyordu. Ancak yaşlılık sebebiyle Osman Bey, fetihler için
oğlu Orhan'ı görevlendirmişti. Nitekim 1324 yılında Osman Bey vefat
etti ve oğlu Orhan Bey Osmanlı tahtına çıktı.



Orhan Bey,

1326 yılında Bursa'yı, uzun süren kuşatmanın ardından, ele geçirince
babasının vasiyetini yerine getirerek, Osman Gazi'nin naaşını Bursa'ya
nakletti ve burayı devletin yeni merkezi yaptı. Orhan Bey'in
komutanlarından Akçakoca ve Karamürsel ise İstanbul kıyılarına kadar
akınlarda bulunuyorlardı. Bu fetih ve akınlardan telâşlanan Bizans
İmparatoru Andranikos büyük bir ordunun başında Osmanlılara karşı
harekete geçtiyse de Maltepe (Palekanon) Savaşı'nda ağır bir yenilgi
aldı (1329). Bu zafer, İznik ve İzmit'in ele geçirilmesini
kolaylaştırmıştır. Rumeliye Geçiş; Karasi Beyliğinde başlayan taht
mücadelelerinden istifade eden Orhan Bey, Balıkesir ve civarını
topraklarına katarak, ileride gerçekleşecek olan Rumeli fetihleri için
mühim bir mevkiye sahip olmuştur. Nitekim Karasi Beyliğinin deniz gücü
ve Hacı İl Bey, Evrenos Bey gibi değerli komutanlar artık Osmanlıların
emrine girmişlerdir. Bizans içindeki taht kavgaları ve Bulgar-Sırp
saldırıları karşısında, gittikçe güçlenen Osmaoğullarından yardım
isteyen Kantakuzen'in talebi üzerine Orhan Bey'in oğlu Süleyman, bir
orduyla Rumeli'ye geçti (1345). Edirne'yi kuşatan Bulgar-Sırp
kuvvetlerini bozan Süleyman Paşa bu zaferin karşılığında Gelibolu'daki
Çimpe Kalesi'ni Bizans'tan aldı. Böylece Osmanlılar ilk kez Rumeli
yakasında bir üs elde etmiş oluyordu (1356). Süleyman paşa Gelibolu'nun
ardından Tekirdağ'a kadar olan bölgeleri de ele geçirerek buralara
Anadolu'dan getirilen Türkmenleri yerleştirdi. Böylece Rumeli'de de
Türkleşme hareketi başlamıştır. Süleyman Paşa'nın ölümünden sonra
Rumeli'deki fetihler için kardeşi Murat Bey görevlendirildi (1359).
Ancak 1362'de babası Orhan Bey'in de ölümü üzerine Murat Bey, Bursa'ya
döndü ve Osmanlıların 3. hükümdarı olarak tahta çıktı (1362).

Rumeli ve Balkanlarda Fetihler;

I.Murat (Hüdavendigar) önce tahtta hak iddia eden kardeşlerini bertaraf
etmekle işe başladı ve bu arada elden çıkan Ankara'yı yeniden aldı.
Anadolu'da birliğin sağlanmasının ardından Murat Hüdavendigar, inkitaya
uğrayan Rumeli ve Balkanların fethine yöneldi. Bu sırada Balkanlar
karşıklık içindeydi. Bir taraftan Sırp Hükümdarı Düşan'ın ölümü ile
Sırplar arasında iç mücadeleler şiddetlenmiş, öte yandan Macar Kralı
Layoş, Balkanlarda Ortadokslara olan baskıları artırmıştı. Evrenos ve
Hacı İl Bey komutasındaki kuvvetler bu durumdan da yararlanarak
Keşan'dan Dimetoka'ya kadar olan yerleri fazla bir mukavemet görmeden
ele geçirmişlerdi. Sazlıdere Zaferi ile Edirne ve Filibe, Lala Şahin
Paşa tarafından fethedildi (1363/4). Bu savaşlarda Bulgarların yanında
yer alan Bizans barış yapmak zorunda kaldı. Türk ilerleyişini durdurmak
isteyen Macar, Bulgar,Sırp ve Ulahlardan müteşekkil bir Haçlı ordusu
Macar Kralı Layoş'un liderliğinde Edirne üzerine yürüdü. Ancak Meriç
sahilindeki Sırp Sındığı denilen mevkiide, kalabalık Haçlı ordusunu
hazırlıksız yakalayan 10 bin kişilik kuvvetiyle Hacı İl Bey, büyük bir
bozguna uğrattı (1364). Sırp Sındığı zaferiyle Osmanlılar,
Balkanlardaki fetihlerine hız verdiler ve bunu kolaylaştıracağı için
Osmanlı başkenti Bursa'dan Edirne'ye nakledildi. Fetihler karşısında
çaresiz kalan Bulgarlar Türk himayesini kabul etmek zorunda kaldılar
(1369). Çirmen Zaferi ile (1372) Batı Trakya ve Makedonya'nın bir kısmı
Osmanlı hâkimiyetine girdi ve Selanik ile Köstendil'in de ele
geçirilmesinin ardından Sırp Kralı Lazar, vergi verip, gerektiğinde
asker göndermek şartıyla Osmanlılarla barış anlaşması imzaladı(1374).
Yaklaşık on yıl süren mücadelede, Rumeli ve Balkanlarda fethedilen
bölgelere Anadolu'dan mütemadiyen Türk nüfus kaydırılarak bölgede
demografik dengeler Osmanlılar lehine değiştirilmeye başlanmıştı. Bu
tarihten sonra bir müddet Balkanlardaki fetihlere ara verilmiş ve
Anadolu'da Türk birliğini sağlamlaştırmaya yönelik düzenlemelere
geçilmiştir. Bu maksatla I. Murat, oğlu Bâyezid'i Germiyan beyinin kızı
ile evlendirmiş; Tavşanlı, Emet ve Simav gelinin çeyizi olarak
Osmanlılara verilmiştir. Aynı şekilde Akşehir, Yalvaç, Beyşehri gibi
bazı şehir ve kasabalar Hamidoğulları'ndan para karşılığı satın
alınmış, Candaroğullar da Osmanlı hâkimiyetine girmişti. Artık
Osmanlıların karşısında tek bir güç kalmıştı; Karamanoğulları.

Alaaddin Ali Bey, Osmanlıların yeniden Balkanlara yönelmesini de fırsat
bilerek, harekete geçmiş ancak I. Murat Konya önlerinde
Karamanoğullarını yendiğinde Karaman beyi af dilemek zorunda
kalmıştır(1387)

Murat Hüdavendigar'ın yeniden Rumeli'ye yönelmesiyle birlikte Niş ve
Sofya da dahil olmak üzere bütün Bulgaristan fethedildi.(1385/88).
Timurtaş Paşa'nın Sırp kuvvetleri tarafından baskına uğratılıp,
yenilmesi üzerine cesaretlenen Bulgar, Leh, Çek ve Macar kralları da
Sırpların yanında yer aldılar. Fakat Çandarlı Ali Paşa, Bulgar Kralı
Şişman'ı esir alarak Bulgarları bu ittifakın dışına attı. Buna rağmen
Haçlı ordusu ilerleyişini sürdürünce, I. Murat ordusunun başına geçerek
düşmanı Kosova'da karşıladı. I.Murat'ın oğulları Bâyezid ve Yakup'un da
yer aldığı Osmanlı birlikleri büyük bir zafer kazandı. Sırp Kralı Lazar
ve oğlu esir edilmiş, düşman kuvvetlerinin büyük bir kısmı imha
olmuştu. (20 haziran 1389). Fakat I.Murat savaş meydanını gezerken bir
Sırp tarafından hançerlenerek şehit düştü. Bunun üzerine Sırp kralı da
Osmanlı askerleri tarafından öldürüldü. Osmanlılar için Balkanlarda
tutunabilmek yolunda ölüm kalım savaşı olarak görülen I.Kosova Zaferi
Sırplar tarafından asla unutulmamıştır. Günümüzde dahi masum Müslüman
halka yönelik vahşetin arkasında bu mağlûbiyetin ezikliği ve intikam
hissi yatmaktadır.

Genç Osman
Kurultay
Kurultay

Mesaj Sayısı: 399
Yaş: 18
Kayıt tarihi: 30/04/08

Kişi sayfası
Emsal Bar:
100/100  (100/100)

Kullanıcı profilini gör http://www12.forum9.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Türk Tarihi

Mesaj tarafından Genç Osman Bir 01.06.08 18:34

Anadolu'da Türk Birliği'nin Sağlanması;

I. Murat'ın şehit edilmesinin ardından oğlu Bâyezid, devlet adamlarının
ittifakıyla hükümdar ilân edildi. Babasının ölümünü fırsat bilen
Anadolu'daki beyliklerin Osmanlılar'a bıraktığı toprakları yeniden ele
geçirmek maksadıyla harekete geçtiklerini haber alan Bâyezid, süratle
Anadolu'ya döndü. 1390 yılında Germiyan, Aydın, Menteşe ve Saruhan
beylikleri ortadan kaldırıldı. Ertesi yıl Hamidoğulları Beyliği
toprakları ele geçirildi ve bu beyliklerin yer aldığı topraklarda
Anadolu beylerbeyliği adıyla idarî bir ünite oluşturuldu. Ardından
Osmanlıların en önemli rakip olarak gördüğü Karaman Beyliğine yönelen
Yıldırım Bâyezid, Konya'yı kuşattı. Alaaddin Ali Bey'in barış talebi,
Beyşehir ve çevresinin Osmanlılara bırakılmasıyla kabul edildi.(1391).
Fakat Yıldırım Bâyezid'in Mora ile ilgilenmesini fırsat bilerek Ankara
Sancak Beyi Sarı Timurtaş Paşa'yı esir alması üzerine, Yıldırım
Bâyezid, Alaaddin Bey'e kesin bir darbe vurmaya karar verdi. Anadolu'ya
geçen Yıldırım, üç gün süren savaşın ardından ele geçirilen Alaaddin
Bey'i ortadan kaldırdı ve toprakları Osmanlılara ülkesine dahil
edildi(1397). Karamanoğlu tehlikesinin bertaraf edilmesiyle, Anadolu'da
Osmanlılara direnebilecek en güçlü devlet olarak Kadı Burhaneddin
devleti kalmış idi. Daha 1392 yılında, Kadı Burhaneddin'in müttefiki
durumundaki Candaroğlu Süleyman anî bir baskınla öldürülüp beyliğin
Kastamonu şubesi ortadan kaldırılmıştı (1392). Ardından, ertesi yıl
Amasya ve Merzifon civarı Osmanlı hâkimiyetine alınmıştı. Kadı
Burhaneddin'in 1398'de Kara Yülük tarafından öldürülmesi üzerine, ona
bağlı Sivas, Tokat, Kayseri, Malatya gibi şehirler birer birer ele
geçirildi. Böylece Fırat'ın batısında kalan Anadolu toprakları Osmanlı
sancağı altında birleştirilmiş oluyordu.

Yıldırım Bâyezid'in İstanbul Kuşatması ve Balkanlardaki Fetihleri.

Yıldırım Bâyezid'in Karaman seferine anlaşma gereği katılan Bizans
İmparatoru V.Yuannis'in oğlu Manuel'in, babasının ölümü üzerine
anlaşmayı çiğneyerek İstanbul'a kaçması sebebiyle Yıldırım, İstanbul'u
kuşatmaya karar verdi. 1391'de başlayan ilk muhasara 1396 yılına kadar
sürdürüldü. Bu maksatla İstanbul Boğazı'nda Anadolu Hisarı inşa edildi.
Şehre dış yardımların gelmesini önlemeyi ve iaşe zorluğu altında
savunmayı kırmayı hedefleyen bu muhasara Timur'un Anadolu'ya ulaşmasına
kadar fasılalarla devam ettirilmiştir. Bu kuşatma sürerken bir yandan
da Yıldırım, Bulgaristan, Arnavutluk ve Bosna taraflarında fetih
hareketlerine devam etmekteydi. Kuşatma altındaki Bizans'ın da talebi
ile Türklere karşı yeni bir Haçlı ittifakı oluşturan Macar Kralı
Sigismund, İngiltere dahil bütün Avrupa devletlerinden topladığı 120
bin kişilik bir orduyla harekete geçti. Yıldırım Bâyezid düşmanı
şaşırtan bir hızla Niğbolu Ovası'nda düşmanı karşıladı. 50-60 bin
kişilik Osmanlı ordusu, sayıca çok üstün olan Haçlı ordusunu büyük bir
bozguna uğrattı. Savaş meydanından kurtulabilenler, kaçarken Tuna'da
boğuldular.(1396) Haçlılardan geriye sadece muazzam bir ganimet
kalmıştı. Bu ganimetle, Edirne ve Bursa'da pek çok cami, medrese ve
imaret inşa edilmiştir. Zaferin ardından, Eflâk, Bosna, Macaristan ve
Mora üzerine seferler düzenlendi. İtibarı bu zaferle bir kat daha artan
Yıldırım, Niğbolu dönüşünde Anadolu birliğini kurmaya yönelik nihaî
adımları atmaya başlayacaktır.



Ankara Savaşı ve Fetret Devri: Yıldırım Bâyezid, Fırat boylarına kadar
topraklarını genişlettiği sırada, Timur da İran, Azerbaycan ve Irak'ı
ele geçirmişti. Bazı Anadolu beyleri Timur'a sığınırken, ülkeleri
istilâ edilen Celayirli Ahmet ve Karakoyunlu Kara Yusuf da Yıldırım
Bâyezid'in yanına kaçmıştı. Böylece her iki devlet biribirine sınır
komşusu olmuş, ancak bu durum iki hükümdarın da Türk dünyasının
liderliğine oynamaları sebebiyle olumsuz neticeler doğurmuştur. Timur,
Osmanlılara sığınan Celayirli Ahmet ve Kara Yusuf'un iade edilmemesini
bahane edip Sivas'ı kuşatmış ve kendisine teslim edilmesine rağmen
şehiri tahrip etmişti(1400). Bu olaydan sonra da her iki hükümdar
arasında mektuplaşmalar devam etti. Fakat Timur'un, Anadolu
beyliklerine topraklarının geri verilmesi ve bazı şehirlerin kendine
bırakılması gibi talepleri Yıldırım tarafından reddedildi. Dolayısıyla
iki fatih için savaş artık kaçınılmaz hâle gelmişti. 160 binlik
Timur'un ordusunu, 70 bin kişiyle Çubuk Ovası'nda karşılayan Yıldırım
Bâyezid, savaşın başlarında üstünlüğü ele geçirdi. Ancak Timur'un
safında eski beylerini gören bazı askerlerin saf değiştirmesi ve Kara
Tatarların Osmanlı ordusunun arkasını çevirmesi savaşın talihini
değiştirdi. Bir avuç askerle direnmeye çalışan Yıldırım Bâyezid sonunda
esir edildi (26 Temmuz 1402). Ankara Savaşı'nı kazanan Timur, Anadolu
beyliklerini tekrar ihya etti ve böylece Anadolu Türk birliği
parçalandı. Balkanlardaki Türk ilerleyişi durduğu gibi bir kısım
topraklar da elden çıktı. Yıldırım'ın oğulları arasındaki taht
mücadeleleri Osmanlı devletinin "Fetret Devri" boyunca 12 yıl müddetle
devam etti. Şayet bu savaş gerçekleşmemiş olsaydı, hiçbir direnme gücü
kalmayan İstanbul büyük bir ihtimalle Yıldırım Bâyezid zamanında
Türklerin eline geçecekti. Dolayısıyla Ankara Savaşı Osmanlıları en az
50 yıl geriye götürmüştür.Esir düşen Yıldırım Bâyezid, yedi ay boyunca
Timur'un yanında şehir şehir dolaştırıldıktan sonra üzüntüsünden ecele
yenik düştü. Osmanlı şehzadeleri tahtın sahibi olabilmek için kıyasıya
birbirleriyle mücadele etmeye başladılar. Bu mücadele Çelebi Mehmet'in
tek başına devlet idaresine hâkim oluşuna kadar devam etti (1413).
Çelebi Mehmet kardeşleri Süleyman, İsa ve Musa Çelebi'yi bertaraf
ettikten sonra Anadolu Türk birliğini yeniden tesis etmek için çaba
sarf etti. Güçlenen Karamaoğullarının nüfuzunu kırdı, Karamanoğlu
Mehmet Bey'in eline geçen Osmanlı topraklarını geri aldı.
Candaroğulları beyliğinden Çankırı'yı ve ardından Canik (Samsun)
bölgesini yeniden Osmanlı ülkesine kattı. Fakat Şehzade Mustafa ve
Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin'in isyanları ülkeyi
karıştırmaktaydı.(1419) Şehzade Murat Rumeli ve Manisa'da ortaya çıkan
bu isyanı bastırdı, Şeyh Bedreddin ve adamları yakalanarak idam edildi.
Timur'un beraberinde götürdüğü Mustafa Çelebi de Anadolu'ya döndüğünde
tahtta hak iddia etmişti. Şehzade Mustafa'nın Selânik'te başlattığı
isyan bastırıldı. Asi şehzade Bizans'a sığınmak zorunda kaldı. Çelebi
Mehmet öldüğü zaman Osmanlı ülkesinde sükûnet büyük oranda tesis
edilmeye başlanmıştı (1421).



Babasının en büyük yardımcısı olan şehzade Murat tahta çıktığı zaman
Bizans tarafından karşısına çıkarılan amcası Mustafa Çelebi'nin
isyanını bir kez daha bastırdı ve Bizans'ı cezalandırmak için
İstanbul'u kuşattı(1422). Bu defa küçük kardeşi Şehzade Mustafa'nın
isyan haberini alan II.Murat, kuşatmayı kaldırarak kardeşini
cezalandırmak zorunda kaldı. İsyancıların yanında yer alan Anadolu
beyliklerine karşı harekete geçen II.Murat, Candaroğlu İsfendiyar Bey'i
itaat altına aldı. İzmir Beyi Cüneyd'i ortadan kaldırıp, İzmir, Aydın
ve Menteşe civarını ele geçirdi. Germiyanoğlu Yakub Bey'in çocuğu
olmadığından, topraklarını Osmanlılara bırakmayı vasiyet etmişti. Onun
ölümüyle Germiyan ili de Osmanlılara katılmış oldu(1428). Balkanlarda
da durum Osmanlılar lehine düzelmeye başladı. Nitekim Fetret devri
sırasında elden çıkan topraklar geri alındığı gibi, 1440'a kadar
Belgrat hariç bütün Sırp toprakları Osmanlı hâkimiyetine girmişti.
Fakat Erdel ve Eflâk'ta üst üste gelen bazı küçük bozgunlar Avrupa'da
büyük bir sevinçle karşılanarak, Osmanlılara karşı yeni bir Haçlı
seferinin tertip edilmesine cesaret vermişti. II. Murat, Balkanlardaki
Osmanlı varlığını tehlikeye atmamak için Macarlarla Segedin
Antlaşmasını imzaladı (1444) ve bu anlaşmadan sonra tahttan feragat
etti. Küçük yaştaki oğlu II. Mehmet'in hükümdar olmasını fırsat bilen
Macarlar anlaşmayı bozdu ve yeni bir Haçlı ittifakı oluşturuldu. II.
Murat yeniden ordunun başına geçerek düşmanı Varna Savaşı'nda
karşıladı. Macar kralı öldürüldü. Haçlıların lideri durumundaki Jan
Hünyad güçlükle kaçabildi(1444). Çandarlı Halil Paşa'nın ısrarıyla
ikinci kez tahta çıkan II. Murat, Mora ve Arnavutluk'a sefer düzenledi.
Varna'nın intikamını almak isteyen Jan Hünyad yeniden harekete geçti.
Fakat II. Kosova Muharebesi'nde bir kez daha Sırplar büyük bir
yenilgiye uğratıldı (1448). Varna ve Kosova savaşlarıyla Osmanlılar
Balkanlardaki durumunu iyice güçlendirmiş, Bizans'ın batıdan yardım
alma umutları ise tamamen ortadan kaldırılmıştır. II. Murat 48 yaşında
ölünce II. Mehmet yeniden Osmanlı tahtının sahibi olmuş (1451) ve
Osmanlı Devleti artık bu dönemde tam bir cihan devleti hâline gelmiştir.

Fatih ve Cihan Devleti'nin Doğuşu

İstanbul'un Fethi: II. Mehmet, babasının ölümü üzerine ikinci kez
Osmanlı tahtına oturduğunda, devletin ortasında bir şer adacığı hâlinde
kalmış köhne Bizans'ı ortadan kaldırmayı öncelikle hedef olarak
belirlemişti. Böylelikle Osmanlı devleti tam bir cihan devleti haline
gelebilecekti. Hedefini gerçekleştirmek için ilkin Sırbistan ve Eflâk
ile anlaşma imzalayan Fatih, Karamanoğlu tehlikesini de geçici de olsa
bertaraf etti. Bizans'a ulaşabilecek muhtemel yardımı önlemek için
Boğaz'ın Avrupa yakasına Rumeli Hisar'ını yaptırarak kuşatma
hazırlıklarını tamamladı. Nihayet kuşatılan İstanbul'a karşı 6 Nisan
1453'te kara ve denizden saldırı başlatıldı. II. Mehmet, Edirne'de
döktürdüğü çağının en güçlü toplarıyla İstanbul surlarını karadan
sarsarken 18 Nisan'da donanma bütün İstanbul adalarını ele geçiriyordu.
Fakat, Haliç'in zincirle kapatılması sebebiyle kara ve deniz birlikleri
müşterek bir harekâta geçemiyor ve bu durum da kuşatmanın başarısına
gölge düşürüyordu. Nihayet 22 Nisan'da Osmanlı donanmasının karadan
Haliç'e indirilmesi gibi müthiş bir plânın gerçekleştirilmesi,
kuşatmanın seyrini değiştirmeye başlamıştı. Seksen parçalık donanmayı
bir anda karşılarında gören Bizans'ın direnme gücü artık kırılmıştı. 29
Mayıs 1453'teki nihaî harekâtla İstanbul fethedildiğinde, II. Mehmet,
Peygamberimizin müjdesine mazhar oluyor ve "feth-i mübin" ile
"Fatih"lik şerefini elde ediyordu.Bizans'ın ortadan kaldırılması hem
Türk tarihi hem de dünya tarihi açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu
fetihle Osmanlı Devleti, artık tam bir cihan devleti hâline gelmiş,
İslâm dünyası ve Avrupa içinde büyük bir prestij ve güç kazanmıştır.
Avrupa için bu fetih çağ açıp, çağ kapayan bir fetihtir. Katolik
Avrupa'nın, Ortadoks dünyasıyla bütünleşme çabaları, İstanbul'un
fethiyle önlenmiş, aksine Balkanları da tamamen ele geçirmek suretiyle
Fatih, kısa zamanda Ortadoksları himayesi altına almıştır. Nitekim Papa
V.Nikola'nın Türklere karşı harekete geçilmesi fikri pek taraftar
bulamamış, aksine, Ege adalarındaki halk, Balkanlardaki bazı
despotluklar ve prensler Fatih'i İstanbul'un fethinden dolayı kutlayan
mektuplar yazmışlardır. Papa'nın isteğine sadece Almanya, Napoli ve
Venedik olumlu cevap vermiş fakat onlar da kendilerinden ziyade Sırp,
Macar ve Arnavutları kışkırtarak sonuç almaya çalışmışlardır.

Genç Osman
Kurultay
Kurultay

Mesaj Sayısı: 399
Yaş: 18
Kayıt tarihi: 30/04/08

Kişi sayfası
Emsal Bar:
100/100  (100/100)

Kullanıcı profilini gör http://www12.forum9.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

2 sayfadaki 5 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz